Senirkent Tarihi

Dr. İbrahim KARAER

Senirkent’in Konumu

Isparta iline bağlı ilçe olan Senirkent, Eğirdir Gölü’nün Hoyran Gölü adı verilen kuzey kısmı­nın batısında bir vadide yer alır. En geniş yeri 10 kilometreyi geçmeyen, 30 kilometre uzunluğunda ve batıya doğru gittikçe daralan vadinin güne­yindeki Beşparmak Dağının (Kocadağ) kuzey yamacında kurulmuştur. Güneydoğusunda Eğirdir, güneyinde Atabey, batısında Uluborlu, kuzey­batısında Afyon’a bağlı Dinar ilçesi, kuzeyinde Şuhut ve kuzeydoğusunda da Yalvaç ilçeleri ile komşudur. Senirkent’in yüzölçümü 600,4 kilo­metrekare, deniz seviyesinden yüksekliği ise 1.010 metredir.

Senirkent’in Tarihi

1.Milattan Önceki Dönem

İlk çağlardan itibaren Senirkent’in bulunduğu yerde önemli bir yerleşim merkezine rastlanmıyor. Senirkent ovasındaki höyükler, tarih öncesi yerleşim yerlerinin Popa Çayı çevresinde kurulduğunu göstermektedir. Senirkent ovasında toplam dokuz höyük vardır. Bunlar Kırbağlar Höyüğü, Mandas Höyüğü, Güreme I Höyüğü, Güreme II Höyüğü, Gençali I (Göl Kıyısı) Höyüğü, Gençali II (Köy İçi) Höyüğü, Ulaş (Aralık) Höyüğü, Tohum Kesen Höyük ve Garip Höyük olarak adlandırılmaktadır. Bu höyüklerde yapılan toprak üstü araştırmalarda elde edilen çanak-çömlek parçalarından, bölgede Kalkolitik (Taş-Maden: M.Ö. 4000-3000), Eski Bronz (M.Ö. 3000-2000) çağı insanlarının yaşadığı anlaşılmaktadır. Hititler (M.Ö. l800-l200), Frigyalılar (M.Ö. 1200-676), Lidyalılar (M.Ö. 676-547), Persler (M.Ö. 547-334) Büyük İskender ve Makedonyalılar (M.Ö. 334-187), Seleukoslar (M.Ö. 281-188), Bergama Krallığı (M.Ö. l88-133), Romalılar (M.Ö.133 - M.S. 395), Bizans (M.S. 395-1182), 1182 yılından sonra Türkler bölgeye hâkim olmuşlardır.

Senirkent ovasındaki tarih öncesi yerleşimler, 1940’lı yıllarda arkeolog Kemal Turfan tarafından incelenmiş, ancak inceleme sonuçları yayımlanmamıştır. 1960’lı yıllarda bölgemizde incelemeler yapan J. Mellaart ve D. French, Garip, Ulağıtepe ve Gençali (Göl kıyısı) höyükleri hakkında yurt dışında bazı bilgiler yayımlamıştır.[1]

1987-1988 yıllarında Senirkent ovasındaki höyüklerle ilgili araş­tırma yapan Prof. Mehmet Özsait; bu araştırmanın sonuçlarını “1987 ve 1988 Yılı Senirkent Çevresi Tarih Öncesi Araştırmaları“ adlı tebliğinde yayınlamıştır. Bu tebliğden Kırbağlar, Mandas, Güreme I, Güreme II, Gençali I, Gençali II höyük yüzeylerinde yapılan araştırmalarda bulunan keramiklerin önemli bir kısmı İT1 ve İT2 yerleşmelerine aittir. Ayrıca az sayıda da olsa Kalkolitik Çağ özellikleri taşıyan keramikler bulunmuştur.[2]

Yassıören, bölgede tarihi hakkında bilgi sahibi olduğumuz en eski yerleşim birimidir. Yassıören kasabasında bulunan Kırbağlar Höyüğünde İ.Ö. 3000 yıllarına uzanan yerleşim ve uygarlık izlerine rastlanmıştır. Kasabanın yaklaşık 5000 yıllık bir geçmişi vardır.[3]

Başköy’ün (Bisse) yakınlarında bulunan kalıntılardan, ilk çağlardan itibaren burada insan yerleşmelerinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Böcüzade Süleyman Sami, bu köy çevresinde eski eserlerden kalma kabartma resimli taşlar ve mezarlar bulunduğunu, burada tesadüfen bulunan gümüş ve altın paralardan Bisse’nin Selefkiler (Seleukoslar) zamanında bir hükümet merkezi veya krallık şehri olabileceğini belirtmiştir.[4] Makedonya İmparatoru Büyük İskender’in M.Ö. 331 yılında Psidya bölgesinde bulunan Bisse şehrinde konakladığı rivayet edilmektedir.

2. Roma ve Bizans Dönemi

Roma hakimiyeti döneminde (M.Ö. 133 – M.S. 395) bölgede bulunan Apollonia (Uluborlu), Tymandos (Yassıören), Talbonda ve Harmala şehirleri en parlak dönemlerini yaşamıştır. Tymandos, antik şehrinin Yassıören’deki Kırbağlar Höyüğü ile Mandas Höyük civarında bulunduğu tahmin edilmektedir. Bu bölgede kazı çalışması yapılmadığı için Tymandos antik şehrinin bulunduğu yer hakkında kesin bir şey söyleyemiyoruz. İsmet Baş’a göre; Yassıören, Tymandos antik kentinin üzerine kurulmuştur. Kemal Turfan’a göre; Tymandos, önceleri Kırbağlardaki höyüğün bulunduğu yerde iken, önce güneye doğru yayılmış, Roma’nın son çağlarında dağların eteğine doğru Değirmen Kırı (Mandas Kırı – Ultarlı – Kirazlık) denilen bölgeye taşınmıştır. Talbonda, bugünkü Ayazmana olarak adlandırılan yerde idi. Arkeolog Kemal Turfan; klasik çağ kaynaklarında Harmala kenti yakınlarında dağlar üzerinde Pisa adında bir yazlık şatodan söz edildiğini, Bisse’nin bu adı yaşatan köy olduğunu belirtmektedir.[5]

Kemal Turfan’a göre; Senirkent’in kuzeybatısında Hacıbayram denilen semtte büyük bir Roma şehri daha vardı.[6] Bu şehrin adı “Plyristra” idi. Senirkent’in kurulduğu birikinti konisi ve iki yanındaki yamaçlar Plyristra kentinin mezarlığı idi.[7] Arkeolog Kemal Turfan, Turgutlar Çeşmesi suyolunun Roma döneminde yapıldığını, Bizans ve Selçuklular zamanında onarıldığını belirtmektedir. Senirkent’in güneyindeki kaya mezarları da Roma dönemine aittir.[8]

Roma hâkimiyeti döneminde bölgede imar faaliyetleri ve nüfus artmış, ticaret ve tarım gelişmiştir. Apollonia ve Tymandos’a polis (şehir) statüsü verilmiştir. Hıristiyanlık döneminde ise Uluborlu, Sozopolis adıyla piskoposluk merkeziydi. Tymandos ise, Antiokheia (Yalvaç) Metropolitliğine bağlı piskoposluk merkezleri arasındaydı.[9]

3. İslamın Yayılışı (Emeviler ve Abbasiler Dönemi)

İslam’ın güçlenmesi ile birlikte halife orduları Bizans üzerine yürümüşler, İstanbul’u fethetmek için büyük bir mücadeleye girişmişlerdir. 669 yılında İstanbul kuşatmasını gerçekleştiren İslam ordusunun emiri Fedale b. Ubeyd, 668 yılında Uluborlu’yu fethetmiştir. Halife Mu’tasım zamanında 838 yılında Afşin Bey emrinde Türklerden teşkil edilen büyük bir ordu ile Uluborlu tekrar fethedilmiş, Afşin Beyin emrindeki askerlerden bir kısmı Uluborlu kalesine yerleştirilmiştir.[10]

Anadolu’nun fethinde İslam’a hizmet amacı ile öncü kuvvetlerin ve seyyid gazilerin gerçekleştirdikleri gazalar da önemlidir. Bu gazâların hatıraları çeşitli menakıp kitaplarında yer almaktadır. Veli Baba Menakıpnamesi bunlara güzel bir örnektir. Veli Baba Menakıpnamesinde, Battalgazi destanlarında; bölgede İslam’ın, Battalgazi’nin gayretleriyle yayıldığına dair destansı bilgiler vardır. “Isparta Tarihi” adlı kitabın yazarı Böcüzade Süleyman Sami; “Nakdültevarih’te Battalgazi’nin H.113 (M.732)’de Isparta yöresine gelerek İslam’ı yaydığını” belirtmektedir.[11]

 

4. Selçuklu Dönemi

Malazgirt zaferiyle Anadolu’nun kapıları Türklere açılmıştır. Uluborlu (Sozopolis) ve Senirkent ovası ilk defa 1074 yılında VII. Mihael ile Selçuklular arasında yapılan bir anlaşma gereği Türklerin eline geçmiştir. 1120 yılında tekrar Bizans’ın eline geçen Sozopolis, 1182 yılında kesin ve kalıcı olarak Türk egemenlik sahasına dâhil olmuştur.

1074 yılında Süleyman Şah Kayseri, Aksaray, Niğde, Konya, Ankara olmak üzere İznik’e kadar olan kasaba ve şehirleri ele geçirmiş, bunun üzerine Bizans İmparatoru VII. Mikhail, Papa Gregorius’dan yardım istemiştir. Papadan beklediği yardımı alamayan VII. Mikhail, Selçuklu Sultanı Melikşah’a başvurarak Türkmenler’in Anadolu’da yaptığı yağma ve akınlarına mani olmasını istemiştir. Bu başvurularından bir netice alamayan imparator, 1074 yılında Uluborlu Kalesi de dahil olmak üzere bir çok yeri Türkmenlere terk ederek onlarla barış yapmak zorunda kalmıştır.[12]  Uluborlu Kalesine yerleşen Türkler, burada bulunan Hıristiyanlarla beraber 1120 yılına kadar yaşamaya devam etmişlerdir. Henüz bu tarihlerde Senirkent ovasında, şu an bulunan diğer Türk yerleşim yerleri mevcut değildir. Muhtemelen Parlais (Barla), Besse (Bisse / Başköy), Tymandos (Yassıviran) ve Ganzai (Gaziri / Kundanlı)’de küçük gruplar halinde Hıristiyanlar yaşamaya devam ediyordu.”[13]

Bizans İmparatoru II. Ionnes Komnenos, Türkmenlerin Anadolu’daki ilerleyişine son vermek amacıyla 1120 tarihinde Anadolu seferine çıkmış ve Uluborlu Kalesini kuşatmıştır. Bizans İmparatoru II. Ionnes Komnenos, Uluborlu Kalesinin sarp kayalar üzerinde olması nedeniyle ele geçirmenin zor olduğunu anlayınca, bir savaş oyunuyla Uluborlu’yu ele geçirmiştir. Küçük bir atlı birlikle kaleye hücum etmiş, bir müddet sonra bu birlik geri dönüp kaleden uzaklaşmaya başlamıştır. Düşman kuvvetlerinin bozulup kaçtığını sanan kaledeki Türk birlikleri bu grubu takip için kaleden çıkmış, bir müddet sonra Bizans’ın asıl kuvvetleri tarafından sarılmıştır. Tuzağa düşürülen Türk birliklerinin çoğu esir alınmış veya öldürülmüştür. Bu şekilde Uluborlu tekrar Bizans’ın eline geçmiştir.[14]  Sultan Mesut, Uluborlu’yu tekrar geri almak için 1140 yılında şehri kuşatmış, fakat başarılı olamamıştır.[15]

Türklerin siyasi manada bölgede egemenlik kurmaları Miryokefalon zaferiyle başlar (17 Eylül 1176). Miryokefalon Savaşından kısa bir süre sonra, Bizans’ın anlaşmayı bozmasını fırsat bilen Türkler, Batıya doğru harekete geçtiler. Sozopolis (Uluborlu), 1182 yılında fethedildi. Ulu­borlu’nun fethi ile sonuçlanan askeri hareket Gıyaseddin Keyhusrev tara­fından yönetildi. II. Kılıç Arslan’ın oğlu Gıyaseddin Keyhusrev, aynı tarihte Uluborlu’ya melik oldu.[16] Uluborlu, Ramsay’a göre 1180, diğer kaynaklara göre 1182 yılında kesin ve kalıcı olarak Türk egemenlik sahasına dâhil olmuştur.[17] Selçuklu ordularının arka­sından gelen Oğuz boyları da Senirkent ovasının tarım ve hayvancılığa elverişli toprakları üzerinde yerleşmeğe başlamışlardır.[18] Karacan’a göre; Oğuz Türklerine ait boyların bölgede yarı yerleşik (Yörük) ve yerleşik köyler oluşturmaları XIII. yüzyılın ortalarından sonra başlamıştır.[19] Ne yazık ki bu yerleşimlerin hangi tarihte kurulduğuna dair elimizde şimdilik bilgi yok.

Türk tarihinde önemli bir yeri olan Miryokefalon Savaşının cereyan ettiği yer konusunda çeşitli görüşler vardır. Bu savaşın, Yalvaç Kundanlı ve Afyon Çivril’de cereyan ettiği ileri sürülmüştür. Isparta tarihi konusunda araştırmalar yapan Ramazan Topraklı’ya göre; Miryokefalon savaşının yapıldığı geçit “Kayaağzı-Köprü-Yenice” arasın­dadır. Savaşın merkezi Kemer Boğazı, Dedelik Vadisi, Yenice Köyü, Yenice-Afşar-Köke-Bağıllı-Gelendost arasında kalan Cazgır, Fatlın ve bugün göl suları altında kalan ovadır. Akkeçili köyünün Karababa Mahallesindeki 947 rakımlı Karababa Tepesi Miryokefalon Kalesidir.[20]  Topraklı, önemli bir tarihî coğrafya değişimini keşfetmişti. Bu da bölgedeki Eğirdir Gölündeki değişmeydi. İşin aslı bölge coğrafyasındaki gelişmelerdi. 1509’da göller yöresinde şiddetli bir deprem olmuştu. Bu deprem zamanına kadar Eğirdir Gölü iki ayrı göl halindeydi ve suları daha küçüktü. İki göl arası ovalık arazi halindeydi. Ayrıca Hoyran Gölünden Eğirdir Gölüne akan bir akarsu ve üzerinde bir köprü bulunmaktaydı. Ramazan Topraklı bu köprüyü Osmanlı kayıtlarında “Yenice Köyü Köprüsü” olarak tespit etmiştir. Yani tarihî seferin ve savaşın olduğu yerlerin bir kısmı sular altında kalmıştı.[21]

“Değişen Coğrafya ve Miryokefalon Savaşı” adlı kitabın, 2011 yılında yapılan ikinci baskısına eklenen, DSİ Bölge Müdürlüğü’nün batimetrik haritası, Topraklı’nın tezini daha da güçlendirmiştir.[22] Ramazan Topraklı’nın yaptığı çalışmalar, Senirkent’in tarihi ve coğrafyası bakımından da son derece önemlidir. Bu savaşta, Bizans ordusunun konuşlandığı Miryokefalon kalesi, Senirkent ilçesi sınırları içindedir.

1190 yılında Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa komutasında Kudüs’ü kurtarmak için harekete geçen III. Haçlı ordusu, Denizli üzerinden Uluborlu-Senirkent-Akşehir yönünde ilerlerken Türkmenler tarafından saldırıya uğramıştır. Pof. Dr. Osman Turan, III. Haçlı ordusunun Uluborlu tarafında dağ ve geçitleri geçerken Türkler tarafından büyük kayıplara uğratıldığını belirtmektedir.[23] III. Haçlı Seferine katılan bir papazın mektubunda da Türkmen aşiretlerinin Denizli-Uluborlu arasında Almanlara karşı koydukları, Akşehir’e kadar zayiat verdirdikleri yazılıdır.[24]

Behset Karaca: III. Haçlı Seferinin Uluborlu ve çevresinin tarihindeki yerini şöyle anlatmaktadır: “1188’de başlayan Haçlı seferine katılan Alman İmparatoru Friedrich Barbarossa, bu sefere katılan bazı kralların aksine deniz yolu yerine kara yolunu seçmiştir. 1190’da Batı Anadolu’dan geçerken Akşehir’de savaş olmuştur. Yapılan bu savaşta, Ankara Meliki Muhyiddin Mesud ve Uluborlu Meliki Gıyaseddin Keyhusrev Selçuklu ordusunun başında bulunmaktadırlar. Buradaki şiddetli savaşlar esnasında iki taraftan da çok insan kaybı olmuştur. Uluborlu’ya uğrayarak buradan geçmeyi uman haçlılar, buradan ağır kayıplar vererek çıkabilmişler ve 3-5 günlük Uluborlu-Akşehir arasındaki yolu tam 30 günde almışlardır. Böylece Uluborlu ve çevresi bu haçlı seferinden önemli oranda etkilense ve zarar görse de Türklerin elinde kalmıştır. Uluborlu’da bu haçlı savaşının geçtiği bölge halen halk arasında “Kanlıyurt” olarak anılmaktadır.” [25]

4.1.Senirkent’in Kuruluşu

Tarih öncesi devirlerden Roma-Bizans dönemine kadar Senirkent’in bulunduğu yerde, önemli bir yerleşim merkezine rastlanmıyor. Ancak Roma döneminde yapılan, Bizans ve Selçuklular zamanında onarılan Turgutlar Çeşmesi suyolu; burada küçük de olsa, bir yerleşimin bulunduğuna işaret etmektedir.[26] Senirkent’in Selçuklular zamanında kurulduğu görüşü yaygın olmakla birlikte hangi tarihte kurulduğunu gösteren belge yoktur. Ancak bazı rivayetler şehrin kuruluşunun XI. yüzyıla kadar geriye gidebileceğini göstermektedir.

Yukarıda belirttiğimiz üzere, Senirkent Ovası ve Uluborlu ilk defa 1074 yılında Selçuklu Türklerinin eline geçmiştir. Rumlardan ele geçirilen bu topraklara sınır boylarında yaşayan yarı göçebe Türkmen aşiretleri gelip yerleşmişlerdir. Bu yerleşim yerlerinden birinin de Senirkent olma ihtimali kuvvetlidir. Senirkent’in kuruluşunu XI. yüzyıla tarihleyen Şefik Seren[27] ve Nuri Tortop’un[28] görüşleri tarihi gerçeklerle örtüşmektedir. Ancak Bizans’ın Uluborlu ve çevresini 1120 yılında geri alması sebebiyle bu yerleşimin kalıcı olmadığı kanaatindeyiz.

Uluborlu ve çevresinin, kesin ve kalıcı olarak Türk egemenliğine geçişi 1182 yılında gerçekleşmiştir. Bu fetih ile birlikte bölgede Türk yerleşimi hız kazanmıştır. Senirkent, Büyükkabaca, Uluğbey, Akkeçili, Garip, Güreme ve Gençali gibi Türk yerleşimleri fetihle birlikte kurulmuştur. Bu yerleşim birimlerinde yarı göçebe Türkmen aşiretlerinin ihtiyaç duydukları su, toprak ve otlak yeterince vardı. Bisse, Yassıören gibi ilk çağlardan beri varlığını sürdüren Bizans yerleşimlerindeki Rumların, Bizans ve Selçuklular arasında sık sık el değiştiren köylerini fetihten önce veya fetihten sonra terk ederek imparatorluk merkezine doğru çekildikleri söylenebilir.

H.1332 (M.1914) yılında yayınlanan “Konya Vilayet Salnamesi”nde Senirkent’in Selçuklu döneminde kurulduğu, 1951 yılında yayımlanan “Senirkent İlçe Merkezi Olmalıdır” adlı broşürde Senirkent’in XII. yüzyılda kurulduğu yazılıdır. Senirkent konusunda araştırmalar yapan Kenan Hakkı Tunç da Senirkent’in Oğuz Türkmenleri tarafından 1300’den daha önceki bir tarihte kurulmuş olabileceğini belirtmektedir.[29] Bu görüşümüzü destekleyen başka yayınlar da mevcuttur. Mesela; Senirkent’in XVI. yüzyılın başında Uluborlu’ya tabi 108 haneli büyük bir köy olduğunu belirten Hikmet Turhan Dağlıoğlu; “Burasının Selçuk idaresi zamanında ileri ve uç bir sınır yeri olması kuvvetle muhtemeldir.” diyerek Senirkent’in kuruluş tarihini, Selçuklu dönemine işaret etmektedir.[30]

Senirkent adının, Asya’da bulunan Semerkant’tan kaynaklandığını savunan Hüseyin Namık Orkun, Isparta çevresinde Bayat, Kayı, İğdir, Afşar, Salur, Karkın, Kınık, Çavındır, Yüreğir, Beğdili, Eymir gibi Oğuz boylarına ait isimlerin yer adı olarak kullanılmasını “Biliyoruz ki eski Türkler nereye göçerlerse göç ettikleri yere evvelce geldikleri yerin adını verirlerdi. Yukarıdaki boy adları da bu geleneğin bir neticesidir. Ben Senirkent adının da bu şekilde adlanmış olduğunu zannetmekteyim” şeklinde açıklamaktadır.[31]

Orkun ile benzer görüşleri savunan Hüseyin İnan’a göre; Senir, Türkistan’da bir kasabanın adıdır. Senir aynı zamanda Antalya’da bir beyliğin adıdır. Senir Beyleri, Avşar kolundan oluşan büyük Yörük aşiretleri ile birlikte önce Horasan’a, sonra Tiflis’e 1227-1228 yıllarında Antalya Gündoğmuş ilçesinin Senir beldesine yerleşmişlerdir. Bu boylar, Orta Asya’dan Anadolu’ya gelirken oradaki isimlerini aynen Anadolu’ya taşımışlar, yerleştikleri yerlere aynı isimleri vermişlerdir. Senir Beyleri Isparta’nın Senirkent ilçesini kuran Senirlilerle aynı boydandır.[32]

Büyükkabaca tarihi üzerinde çalışan Kadir Karacan, Cihangüşa adlı eseri kaynak göstererek Asya’da “Senirkent” adlı bir kasabanın bulunduğunu ve bu kasabanın XIII. yüzyılda Moğollar tarafından yıkıldığını belirtiyor. Karacan, Asya’daki bu Senirkent halkının, Senirkent’in kurucuları olabileceğini söylüyor.[33]

Senirkent’i kuran insanların Orta Asya’dan geldiği kabul edildiğine göre; Hüseyin Namık Orkun, Hüseyin İnan ve Kadir Karacan’ın görüşlerine itibar edilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Eldeki mevcut bilgiler Senirkent adının; Orta Asya’da bulunan Senirkent, Semerkant veya Senir adlı şehir ve kasabalarla ilişkili olduğunu gösteriyor. Yukarıda isimlerini belirttiğimiz Asya’daki şehirlerden göçerek Senirkent’e gelip yerleşen halk, eski yaşadıkları yerin adını Anadolu’da kurdukları yerleşim yerine vermişlerdir.

A. Munis Armağan’a göre; Senirkent, “Emir Senir” adlı bir bey tarafından kurulmuş ve adını Emir Senir’den almıştır.[34] Bazı şehirlerin adlarını kurucularından aldığı düşünülürse, Emir Senir Beyi, Senirkent’in kurucusu olarak kabul edebiliriz.

5. Hamidoğulları Beyliği Dönemi

Uluborlu ve çevresi, Selçuklu Devleti’nin çöküşünden sonra Hamitoğulları Beyliği egemenliğine girmiştir. Hamid Bey, 1297 tarihinde Uluborlu merkez olmak üzere kendisine bağlı Türkmen aşiretlerinin desteğini alarak Hamidoğlu Beyliğini kurmuş ve bağımsızlığını ilan etmiştir. Hamidoğulları Beyliği’nin başında 1303-1304 tarihine kadar Hamid Bey, 1307-1308 tarihine kadar oğlu İlyas Bey Uluborlu merkez olmak üzere bulunmuş, 1308’den sonra beylik Eğirdir’de hüküm süren İlyas Beyin oğlu Dündar Bey’e geçmiş ve yönetim merkezi de Eğirdir olmuştur. Uluborlu’da ise Dündar Beyin kardeşi Ferhat Bey Uluborlu Beyi olarak devam etmiştir.[35].

Hamitoğulları Beyliği, Karamanlıların saldırılarından korunmak için Osmanlılardan yardım istemiş; Osmanlılar bu yardımın karşılığında Akşehir, Yalvaç, Karaağaç, Beyşehir ve Seydişehir kaleleri ile Isparta’nın kendilerine satılmasını talep etmişlerdir. Bu kasabalar, 1381 yılında 80.000 altın karşılığı Osmanlılara devredilmiştir. Bu tarihten itibaren Senirkent, Osmanlı yönetim sistemine dâhil olmuştur.

6. Osmanlı Dönemi

XIV. ve XV. Yüzyıllarda Senirkent

Arkeolog Kemal Turfan tarafından Senirkent’in kurucuları olarak kabul edilen Şeyh Ahmet Sultan, Elperek Mustafa Dede ve Hıdır Çelebi Dede XIV. yüzyılın ikinci yarısında Senirkent’e gelip yerleşmişlerdir. Daha sonra Turgud Dede gelmiştir. Turfan’a göre; Şeyh Ahmet Sultan’ın tekkesi etrafında 14 köy halkının toplanmasıyla Senirkent kurulmuştur. Biz bu görüşe katılmıyoruz. Şey Ahmet Sultan ve diğerlerinin Senirkent’e yerleşmeleri yeni bir kuruluş değildir. Şeyh Ahmet Sultan Menakıbına göre; 1370’lerde Senirkent 30 haneli bir köydür. Kurucu olarak nitelendirilen zatlar da Senirkent’in toplum önderleridir. Nitekim Hıdır Çelebi Dede Pazar Camisini, Elperek Mustafa Dede de Orta Camiyi inşa ettirmişlerdir. Senirkent tarihinin aydınlatılmasında önemli bir kaynak olabileceğini düşündüğümüz Şeyh Ahmet Veli Menakıpnamesi kayıptır.

Senirkent ve çevresi 1381 yılında Osmanlı topraklarına katılmıştır. Osmanlı Padişahı I. Murat, 1387 yılında Osmanlı Devletine katılan toprakları denetlemek amacıyla sefere çıkmıştır. Bu sefer esnasında Senirkent’ten geçerken kendisini karşılayanlar arasında bulunan Şeyh Ahmet Veli ile görüşmüştür. Bu görüşmeden memnun kalan Padişah, tekkenin koyun sürüsü ile tekkeye ait Işıklar yerindeki 400 dönüm araziyi öşürden ve ağnâmdan muaf olmak üzere tekkeye vakfedilmesini kabul etmiş; Bursa’ya dönüşünde bu hususa dair bir ferman göndermiştir.[36] Dergâhtaki kitabeye göre bu görüşme, H.787 / M.1385 (Turfan’a göre H.789 / M.1387) tarihinde gerçekleşmiştir. Bu bilgiye göre; Şeyhler Tekkesi ve dolayısıyla Senirkent ile ilgili en eski belge H. 789 (M. 1387) tarihlidir.[37] Ancak bu belgenin aslı veya kopyası yoktur.

I. Murat’ın yerine geçen oğlu Yıldırım Beyazıt (1389-1403), Konya’dan Antalya’ya giderken Elperek Mustafa Dede’nin Senirkent’te inşa ettiği Orta Cami’ye (Elperekzade Camiine) 170 dönüm tarla, 10 dönüm bağ ve harman yeri vakfedilmesini irade buyurmuştur.[38] Ankara Savaşından sonra Timur’un Senirkent’e uğradığı ve Turgut Baba’nın evinde kaldığı rivayet edilmektedir.[39] Timur orduları 12 Mart 1403 tarihinde Uluborlu kalesini ele geçirmiş, buradan Eğirdir’e geçmiştir. Büyükkabaca kasabası ile ilgili bir efsanede de Timur’un Büyükkabaca’yı ziyaret ettiği anlatılmaktadır.

XVI. Yüzyılda Senirkent

Senirkent köyü, XVI. yüzyılın başlarında 108 hanede 148 nefer ile Uluborlu kazasına bağlı köyler arasında Yassıviran köyünden sonra ikinci büyük köydür. Geliri 10.000 akçedir. 1568 sayımında Senirkent 530 nefer, 280 hanelik köy olarak yazılmıştır.[40] 1530 tarihli defter kaydına göre; Senirkent’te Mahmud Veled-i Ahi Ali Zaviyesi ve Senirkent Köyü Mescidi vardır.[41] Prof. Zeki Arıkan’ın “XV. Ve XVI. Yüzyıllarda Hamit Sancağı” adlı araştırmasında; Mahmud Veled-i Ahi Ali Zaviyesinden söz edilmesine rağmen, Elperek Camii, Hıdır Çelebi Camii, Şeyh Ahmed Zaviyesi vakıfları hakkında bilgi yoktur. Bunlarla ilgili kayıtlar,  XIX. yüzyıldan itibaren mevcuttur. Eldeki mevcut belgelerden Mahmud Veledi Ahi Ali Zaviyesi ile Şeyh Ahmet Zaviyesinin aynı zaviye olduğu anlaşılmaktadır.   

XVIII. ve XIX. Yüzyıllarda Senirkent

XVIII. ve XIX. yüzyıl belgelerinde Senirkent’ten “cesim = iri, büyük, kocaman” köy olarak söz edilmektedir. 1880 yılında Senirkent ve çevresinde araştırmalar yapan Sitlington Sterret, Senirkent’i Kapı Dağı’nın ayaklarında kurulmuş büyük ve varlıklı bir pazar köyü olarak nitelendirmektedir.[42] Tanzimat’tan sonra idari taksimatın yeniden düzenlenmesi sırasında Senirkent’in kaza merkezi olması gündeme gelmiş, ancak eskiden beri kaza merkezi olan Uluborlu tercih edilmiştir. İncelediğimiz 1844/1845 tarihli Uluborlu Kazası Temettuat Defterinden de Senirkent’in kaza merkezi olabilecek nüfus ve ekonomik güce sahip olduğu anlaşılmaktadır.[43] Rivayete göre; Senirkent ileri gelenleri köylerinin kaza merkezi olmasını istememişler veya bu konuda gerekli çabayı göstermemişlerdir.[44]

Senirkent’teki Vakıf Eserleri

Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi ve Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı arşivindeki belgelerden, aşağıda adları yazılı cami ve zaviyelerle ilgili vakıfların XIX. yüzyılda Senirkent’te faaliyet gösterdikleri anlaşılmaktadır. Bu vakıfların vakfiyeleri ve kuruluş tarihleri hakkında elimizde bilgi yoktur. XIX. yüzyıl ortalarında Senirkent köyünde vakıf eseri olarak beş cami, bir mescid, iki zaviye ve bir medrese bulunmaktadır.

Şeyhler Camii Vakfı (1811)

Erikzade Camii (1812)[45]

Camii Şerif Erperek Vakfı (1836) [46]

Camii Şerif Hıdır Çelebi Vakfı (1836) [47]

Şeyh Ahmed Zaviyesi (1836) [48]

Ahi Ali Zaviyesi (1836) [49]

Tekke Mahallesi Camii Vakfı (1839)[50]

Dedeoğlu Mescidi Vakfı -Turgudlar Mahallesi (1854)[51]

İrfaniye Dairesi veya Halil İbrahim Medresesi Vakfı -Turgudlar Mahallesi (1884)[52]

 

7. Senirkent’in İdari Yapısı

Senirkent’in kuruluşundan itibaren 11 Şubat 1880 tarihine kadar Uluborlu kazasına bağlı bir köy olarak varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Senirkent, 1844/1845 yıllarında Konya Vilayeti Hamideli Livası (Sancağı) Uluborlu kazasına bağlı 4 mahalle, 522 haneden oluşan tahmini 2.500 nüfuslu büyük bir köydür.

1880 yılında Senirkent eşraf ve ulemasının, Isparta sancağı ve Konya vilayetindeki girişimleri sonunda; Vilayet İdare Heyetince, Eğirdir’e bağlı Agros nahiyesinin nahiyeliği lağvedilerek Senirkent’in Isparta sancağına bağlı nahiye merkezi yapılması kararı alınmıştır.[53] Bu durum, Konya Valiliği tarafından 2 Şubat 1880 tarihinde Dâhiliye Nezaretine bildirilmiştir.[54]

Senirkent’in mevkisinin önemi dikkate alınarak merkez sancağa bağlı nahiye yapıldığına dair emirname 30 Kânun-ı Sâni 1295 (11 Şubat 1880) tarihinde Isparta sancağına gönderilmiştir.[55] Böylece Senirkent’te 11 Şubat 1880 tarihinde Kabaca-i Kebir, İleküp, Yassıviran, Güreme, Garip ve Abdülcebbar köylerinin katılımıyla ilk defa nahiye teşkilatı kurulmuştur.

1880 yılında Senirkent’te nahiye teşkilatı ile birlikte belediye teşkilatı da kurulmuştur. Arkeolog Kemal Turfan’ın dedesi Tortopzade Mehmet Efendi ilk Belediye Başkanı olmuştur. Tortopzade Mehmet Efendi (1880-1883), Kenanzade (Küçük) Mehmet Efendi (1883-1888), Tola Bayramzade Hacı Tevfik Efendi (1888-1899) yıllarında Belediye Başkanlığı yapmışlardır.

1892 tarihli Konya vilayet salnamesinde; Senirkent nahiyesinin 1537 hane, dört mahalle ve altı köyden müteşekkil olduğu belirtilmektedir.[56]

3 Mayıs 1309 (15 Mayıs 1893) tarihli Hamidabad Sancağı Mutasarrıfı ve yedi idare heyeti üyesinin imzaladığı Konya vilayetine yazılan yazıda; Vilayet Teşkilatı Nizamnamesine göre; birbirine yakın olan nahiyelerin diğerine bağlanması gerektiği belirtilmiştir. Söz konusu yazıda, Senirkent’in 1500 haneli mevki ve geliri bakımından önemli bir kasaba olduğu vurgulanmış; Senirkent nahiyesinin Uluborlu’nun kuzey doğusunda ve bir saat mesafede olması bakımından şer’iye ve adli işlemlerin on saat mesafede bulunan merkez livadan idaresinin bir takım zorluklara sebep olduğu belirtilerek; bundan böyle şer’i ve adli işlemlerin Uluborlu kazası idaresine terki, dolayısıyla Senirkent nahiyesinin Uluborlu kazasına bağlanması teklif edilmiştir.[57]

Hamidabad sancağına bağlı Senirkent nahiyesinin sancak merkezinden ayrılarak Uluborlu kazasına bağlanması hakkında Konya Vilayetinden Dâhiliye Nezaretine gönderilen 9 Haziran 1309 (21 Haziran 1893) tarihli ve 79 numaralı yazı, 17 Haziran 1309 (29 Haziran 1893) tarihli yazı ile huzur-ı hazreti seniye-i hümayuna takdim olunmuştur.[58] Senirkent nahiyesi 13 yıl aradan sonra 1893 yılında tekrar Uluborlu kazasına bağlanmıştır. Bu durumdan rahatsız olan Senirkent halkı ve ileri gelenleri, Uluborlu kaza merkezinin lağvı ile Senirkent’in kaza merkezi yapılması veya sancak merkezine bağlanmak için girişimlerde bulunmuşlar; Uluborlu kazası ileri gelenleri de bu girişimleri engellemek için büyük çaba harcamışlardır. Senirkent halkının, merkez ilçe olmak veya Isparta il merkezine bağlanma istekleri Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir.

Senirkent, XIX. yüzyılın son çeyreğinde gelişen ekonomisi, artan nüfusuyla ilçe merkezi olmayı hak ettiği inancı ile harekete geçmiştir. Senirkent’in ilçe merkezi olması halinde eski gücünü yitireceğini, resmi işlemler için başka yerlere gitmek zorunda kalacağını bilen Uluborlu halkı da bu hareketi önlemeye çalışmıştır. Böylece iki kasaba arasında uzun yıllar süren bir rekabet yaşanmıştır. 16 Haziran 1952 tarihinde Senirkent ilçe merkezi olmuş, Uluborlu’nun statüsü aynen devam etmiştir. Böylece yıllarca süren rekabet tatlıya bağlanmıştır.

1918 yılında Senirkent’in İdari Yapısı

1918 yılında Senirkent nahiyesi, Isparta Sancağının Uluborlu kazasına bağlı yedi? adet köyden ve yaklaşık 12.000 nüfustan ibaretti. Nüfusun çoğunluğu nahiye merkezi Senirkent’te yaşamakta idi. Nahiye kadrosu: Birinci sınıf nahiye müdürü, odacı, bir çavuş kumandasında iki süvari, dört piyade jandarmadan oluşan bir karakol, bir naip (Şer’iye Hâkimi-Kadı), bir telgraf posta müdürü, bir dağıtıcı, merkez ve köyler için iki vergi tahsildarı, bir duyunu umumiye aidat memuru, tam kadrolu bir rüştiye mektebi (Ortaokul), bir iptidai mektebi (İlkokul), her mahallede cemaatler tarafından idare edilen sıbyan mektepleri vardı. Medreseler öğrencileri askere alınmış olduklarından dolayı faaliyette değillerdi.[59]

1951 yılında Senirkent’in İdari Yapısı

1951 yılında Senirkent bucağının Uluğbey, Yassıviran, Güreme, Garip, Gençali ve Büyükkabaca olmak üzere altı köyü vardır. Köylerde belediye teşkilatı yoktur. Senirkent bucak teşkilatının memur kadrosu şöyledir: 1 Bucak Müdürü, 1 Hakim, 1 Hakim Yardımcısı, 1 Başkatip (Noter işlerine de bakar), 2 Zabıt Katibi, 1 Hayvan Sağlık Memuru, 1 PTT Müdürü, 4 PTT Memuru, 1 Hükümet Tabibi, 1 Gezici Sağlık Memuru, 2 Tekel Memuru, Ortaokulda 1 Müdür, 3 Öğretmen, 1 Memur; Kız Sanat Ortaokulunda 1 Müdür, 3 Öğretmen, 1 Memur; Turan İlkokulunda 12 Öğretmen, Cumhuriyet İlkokulunda 6 Öğretmen, nahiye merkezinde toplam 5 Odacı; Belediyede 1 Belediye Başkanı, 1 Muhasip, 1 Kâtip, 1 Tahsildar, 1 Zabıta Memuru, 1 İtfaiye Memuru, 1 Doktor, 1 Fen Memuru, 3 Elektrik Memuru olmak üzere toplam 62 memur vardır.[60]

Günümüzde Senirkent’in İdari Yapısı

Senirkent 16 Haziran 1952 tarihinde ilçe merkezi olmuştur. 1952 yılında Başköy (Bisse), 1961 yılında Akkeçili köyleri Senirkent’e bağlanmıştır. Günümüzde Senirkent ilçe merkezine Büyükkabaca, Uluğbey ve Yassıören kasabaları ile Akkeçili, Başköy (Bisse), Gençali, Karib (Garip) ve Ortayazı (Güreme) köyleri olmak üzere üç kasaba, beş köy bağlıdır. İlçe teşkilatlanmasını tamamlamış olup taşra teşkilatının tamamı mevcuttur. 2009 yılında ilçede kamuya ait 536 memur, 45 sözleşmeli, 158 daimi işçi ve 55 geçici işçi olmak üzere toplam 794 kişi görev yapmaktadır. Kasaba ve köylerde toplu yerleşim hâkim olup yönetim zorluğu bulunmamaktadır.[61]

8. Senirkent’in Mahalleleri

1845 tarihinde Senirkent’te Pazar, Orta, Şeyhler ve Turgudlar adında 4 mahalle vardı. Şeyhler Mahallesi 82, Orta Mahalle, 84, Turgudlar Mahallesi 112 ve Pazar Mahallesi 244 haneden oluşuyordu.[62]1892 yılında 529 haneye ulaşan Pazar Mahallesinde resmi işlemlerin yürütülmesinde müşkülat yaşanmasından dolayı, adı geçen mahallenin Hamidiye, Pazar, Çeşme-i Kebir, Taşmescit ve Hıdır Çelebi adları ile düzenlenerek beş mahalleye bölünmesi kararlaştırılmıştır. 25 Mayıs 1892 tarihinde Şurayı Devletçe (Danıştay) onaylanan karar; 1 Haziran 1892 tarihinde Dâhiliye, Serasker, Maliye ve Defterhane Nezaretlerine bildirilmiştir.[63] Bu karar sonucunda Senirkent’teki mahalle sayısı sekize çıkmıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra Şeyhler Mahallesinin kuzeyi Cumhuriyet, Orta Mahalle’nin kuzeyi Zafer, Turgutlar Mahallesinin batısı İstiklal mahallesi adıyla ayrılarak üç yeni mahalle daha kurulmuştur. 5 Nisan 1946 tarihli belgede; Senirkent’te 11 mahallede, 1.272 hane ve 8.224 nüfusun mevcut olduğu görülmektedir.[64] 1946 yılında Taşmescit Mahallesinin 150 hanede 907 nüfus ile Senirkent’in en büyük mahallesi olduğu anlaşılıyor. Yeni Mahalle, İbrahim Ethem Tola’nın Belediye Başkanlığı zamanında (1942-1950) kurulmuştur.[65]

Senirkent Belediye Meclisi, 1 Ekim 1974 tarihinde Kıbrıs Mahallesi, 16 Haziran Mahallesi ve Yayla Mahallesi adı ile üç yeni mahallenin kurulmasını kararlaştırmıştır.  Belediye Meclisinin aldığı 1 Ekim 1974 tarih ve 16 sayılı karar, Valilik Makamınca 17 Ocak 1975 tarihinde onaylanarak kesinleşmiştir.[66] Bu alınan karardan sonra ilçedeki mahalle sayısı on beşe yükselmiştir. Belediye arşivindeki belgede, mahalelerin kuruluş tarihleri “kadimden beri” şeklinde ifade edilmiştir.[67]

Belediye Meclisinin 9 Haziran 1988 tarihli “Kıbrıs Mahallesi adının Fatih Mahallesi olarak değiştirilmesi kararı”, İlçe İdare Kurulunun 15 Haziran 1988 tarih ve 306 sayılı kararıyla uygun görülmüş, 24 Haziran 1988 tarihinde Valilik Makamınca da onaylanarak uygulamaya konmuştur. Ancak uygulamada Kıbrıs Mahallesi ismi kullanılmaya devam etmiştir.

Senirkent Belediye Meclisi 15.04.1996 tarihinde “Süleyman Demirel Mahallesi” adı ile yeni bir mahalle kurulmasını kararlaştırmıştır. Belediye Meclisinin aldığı bu karar, İlçe İdare Kurulunun 17.04.1996 tarih ve 1996/71 sayılı kararı ile uygun görülerek, Valilik Makamının 18.04.1996 tarihli onayına müteakip ilçede Süleyman Demirel Mahallesi adı ile yeni bir mahalle daha kurulmuştur.[68] Böylece 1996 yılında ilçedeki mahalle sayısı on altıya ulaşmıştır.

2009 yılında mahalle sayısı on altıdan dokuza indirilmiştir. Bu karara göre; Orta ve Zafer Mahallesi Cumhuriyet Mahallesine; Pazar Mahallesi Hamidiye Mahallesine; Büyük Çeşme, Hıdırçelebi, Yenimahalle ve Yayla Mahallesi Taşmescit Mahallesine bağlanmıştır. Son düzenlemeye göre mahalle adları: Cumhuriyet, Hamidiye, İstiklal, Kıbrıs, 16 Haziran, Süleyman Demirel, Şeyhler, Taşmescit ve Turgutlar Mahallesi olarak belirlenmiştir.[69]

9. Senirkent’in Nüfus Yapısı

XVI. yüzyılın başlarında Uluborlu kazasındaki köyler içinde hane sayısı en fazla olan yerleşim merkezi 143 hanede 173 nefer ile Yassıviran’dır. İkinci büyük yerleşim birimi 108 hanede 148 nefer ile Senirkent’tir. XVI. yüzyılın ikinci yarısında bütün Osmanlı ülkesinde görülen nüfus artışı, Uluborlu kazası için de geçerlidir. Uluborlu’da Yassıviran, Senirkent, Yörük Kabacalı (Büyükkabaca) köylerinde büyük nüfus artışı görülmektedir. 1568 yılında Yassıviran 280 hanede 563 nefer, Senirkent 200 hanede 530 nefer, Yörük Kabacalı 135 hanede 284 nefer köyler olarak yazılmıştır.[70] XVI. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı ülkesinde yüzde 40’a varan artışın olduğu kabul edilmektedir. Ancak bu dönemde Yassıviran, Yörük Kabacalı (Büyük Kabaca) ve Senirkent köylerinde yüzde 84 nüfus artışı görülmektedir.

1844/1845 tarihli temettuat defterindeki kayıtlı bilgilere göre; Senirkent 4 mahalleden oluşan 522 haneli büyük bir köydür. Senirkent XVI. yüzyılın başında 108 haneli bir köy iken, yüzyılın ikinci yarısında yüzde 84’lük artış ile 200 haneye çıkmıştır. Yaklaşık üç yüz yıl sonra yüzde 161’lik bir artışla hane sayısı 522’ye ulaşmıştır. XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla nüfus bakımından Senirkent’in büyük bir gelişme gösterdiği anlaşılmaktadır. Ancak, XIX. yüzyılda Senirkent’ten başka şehirlere göç yaşandığına dair belgeler de vardır.

Senirkent’in nüfusu 1500 yılından 1970’li yıllara kadar istikrarlı bir artış göstermiş, bu tarihten sonra (2000 sayımı hariç) durağanlaşma ve gerileme başlamıştır. Senirkent’te 1871 yılında 2.175, 1899 yılında 5.430 olan nüfus; 1912 yılında 6.242, 1927 yılında 5.835, 1940 yılında 6.263, 1950 yılında 7.425, 1970 yılında 10.168, 1990 yılında 10.738, 2000 yılında 13.680 olmuştur. 2011 yılında yapılan adrese dayalı nüfus sayımına göre Senirkent’in nüfusu 5.712’ye düşmüştür. 2011 yılındaki Senirkent’in nüfusu, 1899/1900 yılındaki sayıya eşdeğer hale gelmiştir. Senirkent, nüfus bakımından 100 yıl geriye gitmiştir.

10. Senirkent’in Sosyal ve Ekonomik Yapısı

Senirkent halkı zeki, çalışkan memleket meselelerinde müşterek hareket edebilen, fedakar bir ruh yapısına sahiptir. Senirkent, birlik şuuru sayesinde XIX. yüzyılın ortalarından itibaren sosyal ve ekonomik sahada büyük atılımlar yapmıştır.

1844/1845 tarihli Uluborlu kazası temettuat defterine göre; Senirkent köyünün yıllık gelirlerinin toplamı 667.070 kuruştur. 399.155 kuruş gelir ile ticaret, dokumacılık ve sanattan elde edilen gelirler birinci sırada yer almıştır. Ticaret, dokumacılık, sanat ve benzeri faaliyetlerden elde edilen gelirin genel ekonomi içindeki payı yüzde 59,9’dur. Hane reislerin 1/3’ü dokumacılık mesleğini icra etmektedir. Tahıl üretiminden elde edilen gelir 175.129 kuruş olup, yüzde 26,2’lik paya sahiptir. Bağcılıktan elde edilen gelir 55.386 kuruş ile yüzde 8,3’lük paya sahiptir. 8.640 kuruş gelir elde edilen afyon üretimi, 450 kuruşluk bahçe ve bostan gelirleri dâhil tarımsal üretimin toplam değeri 239.605 kuruş olup, yüzde 35,9’luk paya sahiptir. Vergiye tabi hayvanlardan elde edilen gelir 28.176 kuruştur. Hayvan gelirlerinin Senirkent ekonomisindeki payı sadece yüzde 4,2’dir. Senirkent’te 1840’lı yıllarda ticaret, dokumacılık ve sanattan elde edilen gelir, tarım ve hayvancılıktan elde edilen gelirden daha fazladır. Bu durum, Senirkent’in köy ekonomisinden şehir ekonomisine geçtiğini göstermektedir.[71]

Bu ekonomik güç, halkın yaşam düzeyinin yükselmesini sağlamıştır. Mesela 1850’li yıllarda devlet yardımı olmaksızın halkın katkıları ile Devekaya’dan içme suyu getirilmiştir. 1900’lü yılların başında halkın katkıları ile hükümet konağı, belediye binası, rüştiye mektebi (ortaokul) ve ilkokul binası yaptırılmıştır. 1937 yılında Devekaya’dan sağlanan içme suyu boruları halkın katkıları ile yenilenmiştir.

Bu gelenek Cumhuriyet döneminde artarak devam etmiştir. 1925’li yıllarda gelişen dokumacılık ve halıcılık kooperatifleşmeyi ve beraberinde kalkınmayı sağlamıştır. 1931 yılında Dokumacılar Birliği ve Yükseliş Birliği kurulmuştur. Yükseliş Birliği 1931 yılında Afyon’da Senirkent Öğrenci Yurdu’nu açmıştır. Bu yurt, 1950 yılına kadar Senirkentli gençlerin ortaokul ve lise eğitimi yapmalarına imkan sağlamıştır. Bugün Cumhuriyet Meydanındaki Turan İlkokuluna ait taş bina halkın katkıları ile inşa edilerek 1932 yılında hizmete açılmıştır. Ayrıca, daha sonraki yıllarda halkın katkıları ile yapılan binalarda; 1949 yılında Cumhuriyet İlkokulu, 1961 yılında Yükseliş İlkokulu, 1974 yılında İmam Hatip Lisesi açılmıştır.

1940 yılında Senirkent Dokumacılar Küçük sanat Kooperatifi kurulmuştur. Kooperatifin öncülüğünde ortaokul binası yaptırılarak 1949 yılında eğitime hazır hale getirilmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, Senirkent nahiye olduğu için Ortaokul açılmasına izin vermemiştir. Bunun üzerine Senirkent Ortaokulu özel okul statüsünde açılmış, öğretmenlerin ücretleri de halk tarafından karşılanmıştır. Ortaokul bir yıl sonra Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. Bu yıllarda Senirkent Esnaf Hastanesinin temeli atılmıştır. Yine Kooperatifin öncülüğünde 1951 yılında Kız Sanat Ortaokulu, 1959 yılında Yapı Sanat Enstitüsü açılmıştır. Yapı Sanat Enstitüsü, çevre il ve ilçelerdeki fakir aile çocuklarının kısa yoldan hayata atılmalarına imkan sağlamasından dolayı, Senirkent eğitim açısından uzun yıllar cazibe merkezi olmuştur. Yine Dokumacılar Kooperatifi 1954 yılında Senirkent’te Yün İplik Fabrikasını kurmayı başarmıştır. Bu fabrikada 1970’li yılların sonuna kadar ham yünden halı dokuma ipliği üretilmiştir.

1950’de yayınlanan Belediyeler Yıllığı’na göre “Senirkent’te,12 mahalle, 1.700 hane,.1 belediye doktoru ile iki serbest doktor, 1 eczane, 1 halkevi, 2 otel, belediyeye ait 1 han ile 2 otomobil, 5 lokanta, 1 belediye gazinosu, 6 fırın, 3 otobüs ve 5 kamyon mevcuttur.
Senirkent’te dokumacılık çok gelişmiştir ve dokumacılar kendi aralarında bir kooperatif kurmuşlardır. Bu kooperatifin 1.426 ortağı ve ortakların 1.587 tezgahı vardır. Kooperatife girmemiş olan dokumacıların miktarı da ortakların yarısından çoktur. Dokumalar İstanbul, Akşehir, Yalvaç, Afyon, Ankara, Diyarbakır ve daha birçok yerlere sipariş üzerine gönderilir. Yılda 70.000 toptan fazla dokuma yapılır. Yapılan dokumaların başlıcaları kaput, reçine, arjantin, zincirli, refine, peştimal, çatmalı alaca vesairedir. Halı tezgahlarının sayısı 927 olup yılda 4500 metrekare halı yapılmaktadır. 30.000 dönüm bağdan yılda 7000 ton kuru üzüm, 2000 ton şarap elde edilir. Badem sağladığı gelir bakımından önemli bir üründür. Yılda 150 ton kadar iç badem elde edilmektedir.”
[72]

Yukarıdaki bilgilerden 1940’lı yıllarda dokumacılığın Senirkent için ne kadar önemli olduğu anlaşılmaktadır. Bu kadar yoğun bir ekonomik faaliyetin gerçekleştirilmesine, 1950’li yıllarda İplik Fabrikası kurulmasına rağmen, el dokumacılığının makineleşememesi,  sermaye yetersizliği ve çağın gereklerine uygun işletme gerçekleştirilemeyince Senirkent’in gelişimi durmuştur.

1946 yılında Türkiye’de çok partili siyasi hayata geçiş döneminde Senirkentli büyük bir demokrasi mücadelesi vermiştir. Bu mücadeleden dolayı Senirkent, “demokrasinin kalesi” olarak adlandırılmıştır.

1948 yılında temeli atılan Senirkent Esnaf Hastanesi inşaatı, Sağlık Bakanlığı tarafından 1954 yılında tamamlanarak 20 yataklı “Senirkent Hastanesi” adı ile hizmete açılmış, 1961 yılında Göğüs Hastalıkları Hastanesi ile birleştirilerek 120 yataklı Senirkent Devlet Hastanesi adını almıştır. Hastanenin uzman hekim ihtiyacını karşılamak üzere Dokumacılar Kooperatifi iki doktor hemşehrimizin (Dr.Ali İhsan Balım ve Prof. Dr. Yusuf Keçeci) burslu olarak ihtisas yapmalarına imkan sağlamıştır. Dr. Ali İhsan Balım ihtisasını tamamladıktan sonra 1954-1960 yılları arasında Senirkent Hastanesi’nde görev yapmıştır. Senirkent Hastanesi uzun yıllar adeta bölge hastanesi gibi çevre il ve ilçelerde yaşayan insanlara hizmet vermiştir. 1992 yılında hastanenin yatak kapasitesi 50’ye düşürülmüştür.

1968-1969 öğretim yılında Senirkent Lisesi, 1980 yılında Ticaret Meslek Lisesi, 1992 yılında Sağlık Meslek Lisesi açılmıştır. 1968-1969 öğretim yılında açılan Senirkent Lisesi, ilk on yılda üniversiteye öğrenci yerleştirme sınavlarında büyük başarı göstermiş, 1979 yılında Türkiye’deki 2.400 lise ve dengi okul arasında 65. sırada yer almıştır. 1998-1999 öğretim yılında İsmail Hakkı Örmeci İşitme Engelliler Çok Programlı Lisesi, 2005-2006 öğretim yılında da Senirkent Anadolu Lisesi açılmıştır.

Son yıllarda öğrenci sayısındaki düşüş sebebiyle bazı köy okulları kapatılarak taşımalı eğitim başlatılmış, bazı orta öğretim kurumları birleştirilerek Çok Programlı Lise’ye dönüştürülmüştür. 1997-1998 öğretim yılında Senirkent Lisesi, Kız Meslek Lisesi ve Ticaret Meslek Lisesi birleştirilerek Çok Programlı Lise’ye dönüştürülmüştür. Öğrenci yetersizliğinden dolayı İmam Hatip Lisesi de 2002-2003 öğretim yılında Çok Programlı Lise’ye alınmıştır.

Yıllarca eğitimde öncü ve önder olan Senirkent ilçesi, genç nüfusun yetersizliğinden dolayı eğitim kurumlarını yaşatma ve geliştirme hususunda büyük sıkıntılar yaşamaktadır. Eğitimde öncü ve örnek olma vasfını kaybetmek istemeyen Senirkentliler, 1994 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi’ne bağlı olarak açılan Senirkent Meslek Yüksekokulunu yaşatmak ve geliştirmek için çok büyük gayret sarf etmişler, 2006 yılında 1,5 trilyon liraya mal olan muhteşem bir bina inşa ederek Süleyman Demirel Üniversitesi’ne bağışlamışlardır.[73]

Sulu tarım yapılan verimli araziye sahip olan Senirkent, son yıllarda meyve üretiminde elde ettiği başarılar sayesinde “Türkiye’nin meyve bahçesi” olarak anılmaya başlamıştır.

Dr. İbrahim KARAER

ANKARA /  6 Ağustos 2013



[1] S. Loyd – J. Melleart. Beycesultan I, London, 1962, s.196-197, nr.207-209, (İT2); s.252-253 nr. 208-209 (İT3): D. French. Anatolia and the Aegean in the third milleneum, B.C., I-II, Cambridge, 1969 (Dissertation, s. 37 vd, 42b, İT2, 48 b 1 İT3

[2] Mehmet Özsait. 1987 ve 1988 Yılı Senirkent Çevresi Tarih Öncesi Araştırmaları - Araştırma Sonuçları Toplantısı [7.: 1989: Antalya] – Ankara, 1990, 381-383.s.

[3] İsmet Baş. Yassıören. Yassıören İlköğretim Okulu Dergisi, yıl: 1, sayı: 1, Ocak 2002, s. 4

[4] Böcüzade Süleyman Sami. Isparta Tarihi. İstanbul, 1983, s. 49.

[5] Kemal Turfan. Senirkent’in Tarihçesi. Senirkent Tarihi, Tarımsal, Sosyal ve Ekonomik Yapısı, Eğitim ve Kültür Durumu Sorunları ve Çözüm Yolları Sempozyumu. Ankara, 1996, s. 31-32.

[6] Kemal Turfan. Senirkent Tarihi, Senirkent Postası, (180) 15 Aralık 1973, s. 2.

[7] Kemal Turfan. Senirkent’in Tarihçesi. Ankara, 1996, s. 35.

[8] Kemal Turfan. Senirkent Tarihi, Senirkent Postası, (182) 19 Ocak 1974, s. 2.

[9] Veli Sevin. Anadolu’nun Tarihi Coğrafyası. Ankara, 2001, s. 157.

[10] Ramazan Topraklı. Hicri 541/1146 Roma-Selçuklu Savaşları Sütkuyusu Baskını ve Amuriye. Ankara, 2013, s. 171.; F.V.J. Arundel. Anadolu’da Keşifler / Yayına hazırlayan Ramazan Topraklı. Ankara, 2013, s. 90..

[11] Necdet Çelikdönmez. Yassıören Tarihi ve Ayanlık Müessesesi. Isparta, 2002, s. 13.; Böcüzade Süleyman Sami. Isparta Tarihi. İstanbul, 1983, s. 16.

[12] Kadir Karacan. Büyükkabaca ve Yöresi Tarihi. İstanbul, 2012, s.11.; Sait Kofoğlu. Hamidoğulları Beyliği, Ankara, 2006, s.1-3.

[13] Kadir Karacan. a.g.e. İstanbul, 2012, s.11.

[14] Kadir Karacan, a.g.e. İstanbul, 2012, s. 13.; Behset Karaca. XV. Ve XVI. Yüzyıllarda Uluborlu Kazası. Isparta, 2012, s. 25.

[15] Kadir Karacan, a.g.e. İstanbul, 2012, s.13.

[16] Tuncer Baykara, I. Gıyaseddin Keyhusrev (1164-1211), Ankara, 1997, 3. 8-9.s.

[17] W. Ramsay. Anadolu Tarihi ve Coğrafyası. İstanbul, 1961, 448.s.

[18] Kemal Turfan. Senirkent Tarihi, Senirkent Postası, (171), 12 Temmuz 1973

[19] Kadir Karacan. a.g.e.. İstanbul, 2012, s. 20.

[20] Ramazan Topraklı. Değişen Coğrafya ve Miryokefalon Savaşı. Ankara, 2010, 73,124.s.

[21] Refik Turan. Göller Yöresinde Tarihle Yaşamak. Göller Bölgesi Tarih ve Kültür Varlıkları Bilgi Şöleni. Ankara, 2011, 36.s.

[22] Ramazan Topraklı. Değişen Coğrafya ve Miryokefalon Savaşı. Ankara, 2011, 29.s.

[23] Osman Turan. Selçuklular Zamanında Türkiye (1071-1318). İstanbul, 1971, s. 222.

[24] Osman Turan. a.g.e. İstanbul, 1971, s. 238.

[25] Behset Karaca. XV. Ve XVI. Yüzyıllarda Uluborlu Kazası.  Isparta, 2012, s. 27.

[26] Kemal Turfan. Senirkent Tarihi, Senirkent Postası, (182) 19 Ocak 1974, s. 2

[27] Psidya, Bizanslılar döneminde muhtar bir eyaletti. Yedinci yüzyıldan itibaren Arap orduları birkaç defa buradan geçmiştir. 1078 yılında Psidya kesin olarak Selçukluların eline geçmiştir. XI. Yüzyılda Anadolu’nun fethinden sonra bu ülkeye göç etmiş olan Oğuz Türkleri en aşağı eskiden mevcut iskan yerleri sayısında köy ve kasaba kurmuşlardır. Senirkent kasabası da bu tarihlerde kurulmuştur. (Şefik Seren. Senirkent Faciası,1947, s. 77-80)

[28]Yaşlılardan aldığımız bilgiye göre Senirkent’te dokumacılığın pek eskiden beri mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Dokumacılık, eskiden beri halkın başlıca uğraşısı olmuştur. Senirkent kasabası XI. Yüzyılda kurulmuştur” (Nuri Tortop. Senirkent’in İktisadi Kalkınmasında Küçük Sanatların Rolü ve Ehemmiyeti. Hür Senirkent, 17 Aralık 1955, s. 3)

[29] Kenan Hakkı Tunç. Şıh Ahmet Veli. Hür Senirkent, (43), 3 Aralık 1954, s. 3

[30] Hikmet Turhan Dağlıoğlu.  Hicri Xuncu Asırda (Hamideli)nde Arazi, Hâsılat, Nüfus ve Aşiretlerin Vaziyetleriyle Vergi Sistemleri (3). Ün Isparta Halkevi Mecmuası, (82/83), 2. Kanun-Şubat 1941, s. 1124-1125

[31]  Buradaki kent sözü hiç şüphesiz ki eski Türkçede mevcut olan ve şehir manasına gelen bir sözdür. Kaşgarlı Mahmut kelimeye hem şehir, hem köy manasını vermektedir. (Kelimenin aslı Toharcadır. Eski Türkçede bunun yerine daha fazla balık sözü kullanılırdı.) Anadolu’da böyle kentli yer adlarına pek fazla tesadüf etmediğimiz için buradaki kent sözünün Asya’daki kentlerle bir alakası olmak gerektir. Nitekim bu noktayı kelimenin diğer sözü de takviye etmektedir. Senir sözünü, ben meşhur semer (Semerkant) ismi ile birleştirmekteyim. Türkçede n ve m seslerini değiştiği malum bir keyfiyettir. O halde Senirkent Asya’daki Semerkant kelimesinden başka bir şey değildir. Bu kelimenin aslının Semizkent olduğu malumdur. (Ayrıca bakınız Kaşgarlı, 1.c. 288.s.) Bu izahatımıza nazaran bura halkının Semerkant’tan gelmiş olması lazım gelir. Bu hal, bütün Türklerce daima bir kaide halinde tatbik edilirdi. Hatta İstanbul’daki Aksaray adının Niğde Aksaray’ından gelen halk tarafından kurulduğunu biliyoruz. Fehmi Aksu’nun eserinde buraya (Senirkent’e) tabi Tatar adlı bir mevkiinin de olduğunu görmekteyiz”  (Hüseyin Namık Orkun. Isparta Yer Adlarından Tarihi istihraçlar. Ün Isparta Halkevi Mecmuası, 9 (103-105), I. Teşrin - I. Kanun 1942, s. 1432-1433)

[32] Hüseyin İnan. Senir Beldesi.www.antalyakultur.gov.tr/Genel/t.ashx?..

[33] Kadir Karacan. Büyükkabaca ve Yöresi Tarihi. İstanbul, 2012, s.58.

[34] A. Munis Armağan. Asya’dan Anadolu’ya Türklerin Anı Defteri, 2006, s. 215

[35] Kadir Karacan. a.g.e. İstanbul, 2012, s. 27.

[36] Kemal Turfan. Senirkent Tarihi. Senirkent yukselis.com.

[37] Kenan Hakkı Tunç.787 Tarihi ve Ali Rıza Rüştü Efendi. Hür Senirkent, (42), 13 Kasım 1954, s. 3

[38] Kemal Turfan. Senirkent Tarihi. Senirkent yukselis.com.

[39] Senirkent, İzmir, 1950, s. 3

[40] Zeki Arıkan. XV. ve XVI. Yüzyıllarda Hamit Sancağı. İzmir, 1988, s. 71

[41] 438 Numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri (937/ 1530). Ankara, 1993, s. 61-68

[42] Sitlington Sterret. The Wolfe Expedition to Asia Minor, vol. 3, 1888,  s. 380

[43] İbrahim Karaer. Senirkent’in Sosyal ve Ekonomik Tarihi (1844/1845 Tarihli Uluborlu Kazası Temettuat Defterine Göre). Isparta, Senirkent Belediyesi, 2013.

[44] Kemal Turfan. Senirkent’in İlçe Oluşu. Senirkent Memleket Gazetesi, 20 Haziran 1994, s. 2

[45] BOA C.MF.52-2557

[46] BOA EV.d 10248

[47] BOA EV.d 10248

[48] BOA EV.d 10248

[49] BOA EV.d 10248

[50] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi 152-146-655 ve 417-47-127

[51] Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi 149-116-1015; BOA EV.HMH.d-08939

[52] BOA EV.MKT-01485-00196 ve  BOA EV.MKT-1485.00197

[53] Böcüzade Süleyman Sami. Isparta Tarihi El Yazması, s. 592-593

[54] BOA DH 2430-28

[55] Senirkent’in Uluborlu kazasına bağlanması hakkında 15 Mayıs 1893 (3 Mayıs 1309) tarihli Hamidabad sancağından Konya Vilayetine yazılan yazı, BOA DH MKT 84-44.

[56] Yurt Ansiklopedisi, 5.cilt, s. 3523

[57] BOA DH MKT 84-44

[58] BOA:DH.MKT 84-44

[59] Ahmet İhsan Kılıç. Milli Mücadele Yıllarında Senirkent (1), Hür Senirkent, 16 Ağustos 1958, s. 3          

[60] Nuri Tortop. Senirkent Dokumacılar Küçük Sanat Kooperatifi. Ankara, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, 1951-1952, s. IV (Bitirme Tezi)

[61] Senirkent Kaymakamlığı Brifing Raporu Temmuz 2009, s. 3

[62] İbrahim Karaer. Senirkent’in Sosyal ve Ekonomik Tarihi. Isparta, 2013, s. IX.

[63]BOA BEO 13-947

[64] Senirkent Belediye Arşivi, Mahalle, Cadde ve Sokak İsimleri Dosyası.

[65] Senirkent Memleket Gazetesi, 26 Ekim 1992, s. 2

[66] Senirkent Belediye Arşivi, Mahalle, Cadde ve Sokak İsimleri Dosyası.

[67] Senirkent Belediye Arşivi, Mahalle, Cadde ve Sokak İsimleri Dosyası

[68] Senirkent Belediye Arşivi, Mahalle, Cadde ve Sokak İsimleri Dosyası

[69] Senirkent Yükseliş, (92) Şubat 2009, 1.s.

[70] Zeki Arıkan. XV. ve XVI. Yüzyıllarda Hamit Sancağı, 1988, s. 54-55, 65-66.

[71] İbrahim Karaer. Senirkent’in Sosyal ve Ekonomik Tarihi. Isparta, 2013, s. 67.

[72] İller Bankası. Belediyeler Yıllığı. Ankara, 1950, c. 3.

[73] İbrahim Karaer. Senirkent’in 100 Yıllık Tarihi. www.ibrahimkaraer.8k.com.